Trafik Kazalarında İşveren ve İş yerinin Sorumluluğu

Trafik Kazalarında İşveren ve İş yerinin Sorumluluğu

Ülkemizde yaşanan trafik kazalarındaki yaralı ve ölü sayısı dünya ortalamasının çok üzerindedir. Milli gelirimizin yaklaşık %2’si trafik kazasından kaynaklanan maddi kayıpların karşılanmasına harcanmaktadır. Firmaların trafik kazalarından dolayı karşı karşıya kaldıkları zarar ve risklerini şöyle sıralayabiliriz;

  1. Araçların onarımı, kaza raporlarının tedarik edilmesi ve aracın devre dışı kalması nedeniyle önemli miktarda iş gücü kaybı meydana gelmektedir.
  2. Firmaların trafik ve kasko sigortası maliyetleri kazalar nedeniyle sigorta şirketlerince yükseltilmektedir.
  3. Trafik kazaları nedeniyle araçların 2.el değerleri önemli oranda düşmektedir.
  4. Özellikle ölümlü ve yaralanmalı kazalarda kamu davası açılmakta, sosyal güvenlik kurumu ve mağdurlarca maddi ve manevi tazminat davaları açılabilmektedir.

Bu riskleri azaltmak için neler yapmalıyız ?

  • Kazaların %98 oranında sürücü kaynaklı olduğunu düşünürsek sürücülerin eğitim ve denetimi ihmal edilmemelidir.
  • Firma araçları sürücülere teslim edilirken sorumluluklarının açıkça belirtildiği zimmet belgesiyle teslim edilmelidir.
  • Kaza gerçekleştikten sonra kaza tespit tutanaklarının düzenlenmesi konusunda sürücüler bilgilendirilmelidir. Özellikle taraflarca düzenlenen trafik kaza tespit tutanakları dikkatle tanzim edilmeli, kazaların oluş şekli tutanağa aynen aktarılmalıdır.
  • Meydana gelen kazaların sürücüler ve kusur oranları açısından istatistikleri düzenli takip edilerek riskli sürücü ve araçlar hakkında gerekli tedbirler alınmalıdır.
  • Hasar gören araçların güvenli şekilde onarımı için gerekli yetkinliğe sahip hasar onarım merkezleri tercih edilmelidir.
  • Ağır hasar almış araçların onarımından vazgeçilerek trafik’ten kaydı düşülmeli ve yeniden kullanılmamalıdır.
Trafik Kazalarında İşveren ve İş yerinin Sorumluluğu

Trafik kazalarında önemli bir konu da işyerinin ve işverenin sorumluluğu konusudur.

Şöyle ki; Trafik kazalarından doğan tazminat davaları ve sorumlulukları açısından araç sahibi ve aracı işleten sorumlu sıfatına sahiptir. Bu tür davalarda kusurlu olanların yanında aracı işletenin de kusursuz sorumluluğu söz konusudur.

Bir başka deyişle, araç işleteni veya sahibi kazanın meydana gelmesinde bir kusuru olmasa da bu sıfatından dolayı zarar görenlere karşı sorumludur.

Araç işleten kavramı “araç maliki”nden daha geniş bir statüyü ifade etmektedir. Karayolları trafik kanununun 3.maddesinde işleten sıfatı şu şekilde ifade edilmiştir;

“Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı gözüken veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehini hallerde kiracı ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.”

Ayrıca Karayolları Trafik Kanununun 85/1. Maddesi’nde; “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne ya da yaralanmasına sebep olursa bu zarardan aracın işleteni sorumludur” hükmü bulunmaktadır.

Bütün bu yasal hükümlere ilaveten işveren tarafından çalışanlarına iş için tahsis edilen araçlarla yapılan kazaların iş kazası olarak kabul edildiğini de hatırlatmak isteriz.

Biraz önce bahsettiğimiz trafik kazaları ve yasal sorumlulukları minimize etmenin yolu etkin bir filo yönetiminin uygulanmasından geçmektedir. Ancak bu sayede işletmemizi maddi ve manevi tazminat taleplerinden koruyabiliriz.

SÜRÜCÜLERİN İŞE ALINMASI VE DENETİMİ

Trafik Kazalarında İşveren ve İş yerinin Sorumluluğu

Sürücüler ve performansları etkin filo yönetiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Filo yönetiminde yapılacak iyileştirme ve yeniliklerin başarısı ancak sürücülerin filo yönetimine katılımının sağlanmasıyla mümkündür.

Geleneksel araç yönetim uygulamalarında sürücüler performansı düşük, eğitimi yetersiz, uyum problemi olan, hiçbir şey yapamazsa da şoför olsun mantığıyla seçilmekteydi. Ancak daha karmaşık, yoğun ve pahalı hale gelen iş, lojistik süreçleri araç, yakıt ve sigorta maliyetlerindeki yüksek artışlar bu yaklaşımı geçersiz hale getirmiştir. Aslında sürücü seçim ve yönetiminde başarılı olamayan firmalar verimsiz çalışarak sektördeki rekabetçi konumunu olumsuz etkilemektedir.

Ülkemizde trafik kazaları ve kazalardaki hukuksal sorumluluklarının, tazminat taleplerinin artması sürücülerle ilgili risklerin yönetilmesi ihtiyacını daha da önemli hale gelmesine neden olmaktadır.

Trafik kazaları sonucunda mağdur olanlar, araç sahibi ve işletene karşı maddi ve manevi kayıpları için yüksek miktarda tazminat taleplerinde bulunabilmektedir. Bu durumu şöyle izah edersek abartmış olmayız; filo sahibi ve işleten firmaların geleceği aslında aracın emanet edildiği sürücünün fren ve gaz pedalı arasındaki davranışlarına bağlıdır.

Hasar oranları, trafik kazalarının sıklığı, yakıt tasarrufu çoğu zaman sürücülerin inisiyatifi altındadır. Bu nedenle sürücülerin seçimine özen gösterilmeli, yapılacak denetimler ile kurallara uyup uyulmadığı sıkı sıkıya takip edilmelidir.

Trafik Kazalarında İşveren ve İş yerinin Sorumluluğu

Sürücüler, filo yönetim sürecine dahil edilerek, meslek içi eğitimler rutin olarak yapılmalıdır. Sürücülerin trafikte yaptığı davranış ve sürüş stilleri elektronik cihaz ve kameralarla izlenmelidir.

Sürücüler kullandığı araçla ilgili teknik bilgilerle donatılmalı, muhtemel risk ve acil durumlarla ilgili hareket tarzı kendisine öğretilmelidir. Sürücülüğün sadece direksiyon tutmak olmadığı, hasardan, araç motor bakımlarından, trafikteki yasal sorumluluk ve cezalardan haberdar olması gerektiği hiç unutulmamalıdır. Belirli dönemler halinde sürekli olarak sürücü performans değerlendirmeleri yapılmalı, belirli performans ortalamaları altında sürekli kalan sürücülerin iş sözleşmeleri yeniden gözden geçirilmelidir.

Günümüzde firmalar etkin sürücü denetimlerini, teknolojik cihazlar, bilgisayar yazılım programları ve eğitimler yoluyla yapmaktadır.

Etkin sürücü yönetiminin bir diğer faydası da; Trafikte sürekli hareket halinde olan sürücü ve araçların kurumun imajını temsil ettiği unutulmamalıdır. Eğitimli sürücülerin tüm paydaşların (müşteriler-tedarikçiler) yer aldığı yoğun trafik ortamında olumlu hareketleriyle firma imajına olumlu değerler katabileceğini unutmamalıyız. Örneğim; gıda sektörün de faaliyet gösteren bir firmanın araç ve sürücülerin tertemiz pırıl pırıl bir şekilde trafikte olması müşteriler gözünde firmayı daha olumlu ve farklı yere getirecektir.

Bu makale Satınalma Dergisinin Ağustos 2021 sayısında yayınlanmıştır